Çözüm Arayışında Kilidi Kırmadan Açmak

Çözüm Arayışında Kilidi Kırmadan Açmak

Hayatta bazı anlar vardır; her şey tıkanmış gibi görünür. Ne kadar düşünürsen düşün, ne kadar mantık yürütürsen yürüt, çözüm bir türlü gelmez. Zihin aynı yere takılı kalır, düşünceler dönüp dolaşıp başa sarar. İşte tam o anlarda eski bir ustanın söylediği bir cümle akla gelir: “Düğümleri sıkınca değil, gevşetince çözersin.”

Bir gün bir marangoz, öğrencisine karmaşık bir ahşap kilit mekanizması gösterir. Öğrenci dakikalarca uğraşır; iter, çeker, zorlar. Gücünü artırdıkça çözümden biraz daha uzaklaşır. Usta ise sessizce yaklaşır, mekanizmanın görünmeyen bir yerindeki küçük bir pimi nazikçe evirir ve kilit bir anda açılır. Sonra sadece şunu söyler: “Her şey güce değil, açıya bağlıdır.”

O an fark edilir ki problem çözme, çoğu zaman daha fazla çabalamak değil; bakış açısını değiştirmektir. Aynı noktaya daha sert bakmak değil, farklı bir yerden bakabilmektir.

İş hayatında karşılaşılan pek çok sorunun temelinde de bu vardır. İnsanlar aynı çerçevenin içinde düşünmeye devam ettikçe, çözüm hep aynı yerde aranır. Aynı sorular sorulur, aynı toplantılar yapılır, aynı sunumlar hazırlanır. Oysa bazen çözüm ne masada, ne toplantıda, ne de sunumdadır. Bazen asansörde duyulan bir cümlede saklıdır; bazen bir çocuğun sorduğu basit bir soruda… Bazen de akşam yürüyüşünde, zihin biraz sakinleştiğinde kendiliğinden belirir.

Sorun çözmenin en güçlü adımı, sorunu doğru tanımlamaktır. Çünkü yanlış tanımlanan bir problem için bulunacak her çözüm, aslında çözümsüzlüğü uzatır. Bu yüzden bazen bir adım geri çekilip “Biz aslında hangi sorunu çözmeye çalışıyoruz?” diye sormak, tüm süreci değiştirebilir. Hatta bazen sorunun kendisi değil, ona yüklenen anlamdır çözülmesi gereken.

Bir de şu var: Bazı problemler analizle değil, deneyle çözülür. Kâğıt üzerinde çok mantıklı duran bazı çözümler, ilk küçük testte dağılabilir. Ama bu bir kayıp değildir. Çünkü her küçük deneme, yeni bir veri sağlar. Her veri ise bir sonraki adımı daha net görmeyi… Büyük çözümler çoğu zaman kusursuz planlardan değil, cesur denemelerden doğar.

Ve insan bir noktada şunu fark eder: Çözüm; aceleyle, baskıyla, panikle gelmez. Zorladıkça daha da düğümlenir. Ama akışın içinde, nefes alındığında, biraz gevşendiğinde ortaya çıkar. Kontrolü tamamen bırakmak değil; kontrol etme ihtiyacını gevşetmek gerekir.

Belki de asıl ustalık, her düğümü çözmek için güçlenmeye çalışmak değil; hangi düğümün, hangi açıyla, hangi anda gevşetileceğini fark edebilmektir.