Bir sabah yoğun bir meydanda yürürken insanların davranışlarını izlediğinizi düşünün. Kimi koşarak bir otobüse yetişmeye çalışır, kimi telefonuna bakarak adımlarını yavaşlatır, kiminin yüzünde kaygı vardır, kimininki umutlu bir bekleyişe benzer.
Bu kalabalığın içinden geçerken fark edilmeyen çok şey olur aslında. Bir bankta oturan yaşlı bir adam montunun cebinden çıkardığı biletin üzerinde yazanı okumakta zorlanır. Genç bir kadın, metro turnikesine kartını defalarca okutmaya çalışır. Bir çocuk, ayakkabısının bağcığı açıldığı için akan insan selinin ritmini bozar.
Bu küçük anların her biri, tasarım odaklı düşünmenin kalbini anlatır: İnsanların görünmez ihtiyaçları.
Tasarım odaklı düşünme çoğu kişinin sandığının aksine “kreatif bir teknik” değil; insana bakma biçimidir. Bir ürünü, hizmeti, süreci ya da iletişimi tamamen kişinin deneyimi üzerinden ele alır.
Bu nedenle tasarım odaklı düşünme sürecinin ilk adımı çözüm değil, sorudur: “Gerçekte ne oluyor?”
Bazen bir süreç düzgün çalışıyor gibi görünür; fakat insan deneyimi zorlanıyordur. Bazen bir ürün teknik olarak mükemmeldir; fakat kullanıcıya ait değildir. Bazen bir iletişim modeli doğru bilgiyi verir; fakat duyulmaz.
Tasarım odaklı düşünme bu boşlukları merakla doldurur. Bir problemi yeniden tanımlamak çoğu zaman çözümden daha değerlidir. Çünkü yanlış tanımlanan problem en yaratıcı fikirleri bile boşa çıkarır.
İlginç olan şu ki, insan deneyimini anlamaya başladığınızda çözüm kendiliğinden netleşir. Bir müşterinin aslında hız değil güven istediğini fark etmek, bir çalışanın karmaşık bir formu doldurmaktan değil anlaşılmamak hissinden yorulduğunu duymak, bir süreçte tıkanıklığın teknik hatadan değil görülemeyen bir kaygıdan kaynaklandığını keşfetmek…
Tasarım odaklı düşünme, dünyayı bir kez değil, her seferinde yeniden görmeye davet eden bir yöntem adeta ve bu yeniden bakışla birlikte fark edişler, çoğu kurumun aradığı dönüşümün sessiz çekirdeği olabilir.
Prototip kültürü de bu noktada önemlidir. Küçük denemeler, büyük risklerin yerine geçer. “Bir bakalım nasıl hissettiriyor?” cümlesi, ekipleri dogmalardan uzaklaştırır. Eğer bir çözüm kötü çalışıyorsa bu bir başarısızlık değil, yeni bir keşiftir.
İnsan merkezli bakmanın bambaşka bir yanı daha vardır: Sürekli değişen dünyada sabit kalmaya değil, yenilenmeye davet eder. Çünkü insan değişir; ihtiyaçları değişir; beklentileri değişir. Buna uyum sağlayan kurumlar yalnızca yenilik üretmez, güven üretir.
Bazen büyük dönüşümler, bir kalabalığın içindeki tek bir insanı fark etmekle başlar. Bazen yepyeni bir süreç, müşteriyle yapılacak tek bir açık uçlu sorudan çıkar. Belki bugün yürüdüğünüz yolda küçük bir ayrıntıyı fark etmek, iç veya dış müşterinizin deneyimi ile ilgili verimli olmayan ufak bir noktayı keşfetmek tasarım odaklı düşünmenin ve yeni fikirler üretmenin başlangıcı olabilir.
Her insan kendi hikâyesinin içinde akarken, kendi deneyimi içerisinde fark edilmeyen onlarca ipucu bırakır: peki siz bugün hangi ipuçlarını yakaladınız?
Etkileyici İstatistikler
- Şirketlerin %92’si, tasarım odaklı düşünme yöntemini benimseyen işletmelerin rakiplerine göre daha hızlı büyüdüğünü söylüyor.
- McKinsey‘e göre tasarım odaklı şirketler rakiplerine göre %32 daha fazla gelir artışı sağlıyor.
- IBM tasarım odaklı yaklaşım kullanarak %301 ROI elde etti.
- McKinsey Design Index Araştırması: Tasarım açısından en iyi performans gösteren şirketler, rakiplerine kıyasla 5 yıl içinde %32 daha fazla gelir artışı ve %56 daha yüksek hissedar getirisi elde etti.
- Steelcase (Think Chair Projesi): İlk satış yılında %400 ROI elde etti.
- Intuit %40 gelir artışı ve %200 müşteri memnuniyeti artışı sağladı.